Aşiret Reisi Gibi Davranmayın !

“Gezi Parkı Direnişi” iyi okunmalıdır

Türkiye dünyaya “Gezi Parkı Direnişi” öncesinde başlayan ve bu direniş ile zirveye çıkan meşru bir “Halk Hareketi” izletti.

Bu bir “Halk Muhalefeti” idi zira içerisinde, hiçbir seçimde aynı partiye oy vermemiş, farklı etnik kökenlerden, farklı dinlere mensup, farklı yaş gruplarında, farklı gelir seviyelerinde ve her iki cinsten çok sayıda muhalifi barındırıyordu. Hattâ son seçimlerde iktidar partisine oy vermiş olan vatandaşların bir bölümü bile bu muhalefetin içindeydi desek yalan olmaz…

Meşru bir hareket idi, zira dünyanın gözleri önünde cereyan eden apaçık bir despotizme karşı sergilenmişti. Birçok yönüyle dünya tarihindeki yerini şimdiden aldı. Muhakkak ki bu dönem, sosyologlar tarafından da iyi bir şekilde analiz edilerek tarihe not düşülecektir.

Şimdilerde bu hareketin içinden organize bir grup çıkartmaya çalışan değişik arayışlar izlemekteyiz. Elbette bu çabalar çok önemli ama bunlarla ilgili düşüncelerimiz bu yazının konusu değil…

Yazımızın konusu “Bir yönüyle Kuzey Irak ve Türkiye ilişkisi”. Hangi yönmüş bir bakalım…

Kuzey Irak son yıllarda gerçekten de ekonomik olarak ileri derecede cazibeli bir coğrafya haline gelmiştir. Diğer dünya ülkelerini bir yana koyup bizim için cazibesinden bahsedelim.

Saddam sonrası diyebileceğimiz dönemde çok sayıda Türk girişimci bu bölgede inşaatlar, yollar, köprüler, toplu konutlar, villalar yapmaktadır. Bazı Türk şirketleri büyük enerji işleri almıştır. Zincir oteller bu bölgede yapılanmakta, restoranlar hizmet vermektedir. Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren yabancı şirketlerin neredeyse yarısının Türk şirketleri olduğu belirtilmektedir.

Bu tablo ışığında, Türkiye’deki feodal yapının, Kuzey Irak ile Türkiye arasında gerçekleşen bu ticaret hacmindeki artışın cazibesine kapılması da kuşkusuz kaçınılmazdır. Yani bu feodal yapı artık savaşa değil barışa ve kazanca inanmaktadır. Bölge için üretilecek siyaset de bu gerçeğe uygun olmalıdır.

Barzani, göründüğü şekliyle, Kuzey Irak’ın hakimidir. Acaba öyle midir?

Dünya üzerinde kurulmuş çok az sayıda devlet bizimki gibi bir kuruluş öyküsüne sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, işgal altında yaşayan her ırk, etnik köken, din ve cinsiyetten yerli halkın organize edilebilmesi, içindeki hainleri bertaraf edebilmesi, hiçbir fedakârlıktan kaçınılmadan bir ulusun topyekün canını ortaya koyabilmesi ve böylece yeniden bağımsız bir devlet kurulabilmesine nadir örneklerden biridir. “Kurtuluş Savaşı”mızı başından sonuna kadar kahramanca yöneten liderimiz Atatürk, dünya tarihinde birçok ülkenin gıpta ile baktığı gerçek bir tarihin efsanevi karakteri olmuştur.

Dünya üzerinde kurulmuş, yokolmuş veya varlığını sürdüren devletlerin büyük bir çoğunluğu ise dünyayı yöneten egemen güçlerin rıza ve oluruyla kurulmuştur. Bunlar “masa başı devletleri”dir. Eğer araştırırsanız, bunların hepsinin de bir kuruluş efsanesi, kahramanlık hikayesi olduğunu görürsünüz. Fakat bugün için biliyoruz ki bu hikayelerin büyük bir çoğunluğu abartılmış masallardan ibaret olup gerçekle hiç ilgisi yoktur. Suni ve sahte tarihler yaratılmıştır.

Bölgenin asıl hakimi kimdir?

Dünyanın ürettiği petrolün dörtte birini ABD tüketmektedir. Tükettikleri petrolün çok büyük bir bölümünü de ülke dışından sağlamaktadırlar. Bu enerji akışının herhangi bir sebeple sekteye uğraması ABD ekonomisini çökertecek ve önemli bir güvenlik açığına neden olacaktır.

Türkiye sınırlarının güneyinde kalan bölge ise çok zengin petrol yataklarına sahip, bakir bir coğrafyadır. Bu bölgenin yaygın inancı islam’dır. Bütün İslam coğrafyasında, özellikle de komşularımızdan Saddam sonrası Irak’ta, Esad döneminde Suriye’de oluşan kargaşa dönemlerinde görüyoruz ki direnişçiler ülkeleri için değil, bir inanç veya etnik kimlik uğruna savaşmaktadırlar. Kürt peşmergeler, Türkmen savaşçılar, Sünnî militanlar veya Şii direnişçiler gibi  ifadeler sıklıkla duyulmaktadır.

ABD stratejisini bu zemine göre belirlemiştir. Yani bu bölgenin petrolüne sahip olabilmek için mücadele dini ve etnik boyutta sürdürülmelidir. Etnik farklılığın tahriki ile dinî temelde bir bütünleşmenin önüne de geçilmiş olacaktır. Bu strateji Saddam dönemi ve sonrası Irak’ta denenmiş ve başarılı olduğu için diğer islam ülkelerinde de uygulamaya konulmuştur. ABD’nin tam olarak yaptığı budur. Kafayı kesenin de kafası kesilenin de “Allahü Ekber” dediği garip bir durum ortaya çıkmıştır.

ABD ve İsrail’in, bölgenin raconunu keserken, din, mezhep ve etnik köken kartını kullandığını görmemek için kör olmak gerekmektedir. Kuzey Irak’taki oluşum da bu ketenpereyle kurulmuş bir “masa başı oluşum”dur. Liderleri de masa başında belirlenmiştir.

Neden aşiret reisi gibi davranıyorsunuz?

Büyük fedakârlıklarla ve dünyaya emsal destanlar yazılarak kurulmuş olan Türkiye’mizin yöneticileri bu şanlı tarihimize uygun davranmak zorundadırlar. Zira isteseler de istemeseler de Atatürk’ün mirasçısı olan bugünkü yöneticiler aşiret reisi gibi davranmak hakkına sahip değillerdir. Bugün hoyratça kullandıkları makamlarının diyeti yıllar önce Atalarımızın kanları ile ödenmiştir. Oturdukları makamların dünyada kimseye borcu yoktur. Masa başı pazarlıklar sonrasında elde edilmiş makamlar değildir.

Sayın Başbakan, siz isteseniz de istemeseniz de Yüce Atatürk’ün mirasında oturuyorsunuz. Bu miras size babanızdan kalmamıştır. Bu mirasın bedeli yıllar önce kanla ödenmiştir. Siz sadece kiracısınız. Bu miras hepimize aittir. Hepimizin hakkı vardır. Bu nedenle kimle, nerede, nasıl oturup kalktığınız bizi ilgilendirir. Büyük bir devlet adamı gibi davranmanızı ister ve bekleriz. Diyarbakır bizim gözümüzde kötü bir örnek teşkil etmiştir. Hakkımızın hesabını sorarız. Çünkü hakkımızdır.

Gelelim yazının başında bahsettiğimiz “Gezi Parkı Direnişi ve Muhalefeti”ne. Sakın bu direniş sizi kızdırmasın. Hattâ bir adım ileriye geçip cesur vatandaşlarınızla gurur duymayı deneyin. Zira Türkiye’yi gaza boğduğunuz o günlerin müsebbibi sizsiniz. Artık “Ben” demeyi bırakmalı ve “Biz” demeye başlamalısınız.

Zira halkımız “Biz” demeye başladı ve “Gezi Parkı Direnişi” ile de dünyaya gösterdi.

Siz de görün!

Tayfun Budak, 18 Kasım 2013

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>