Mektup Aslında Ne Diyor?

BAŞBAKAN’IN TAKKESİ BİR KEZ DAHA DÜŞTÜ

Başbakan Erdoğan 4 Ocak 2014 Cumartesi günü Dolmabahçe’de ‘kendi seçtiği basın mensuplarıyla’ bir toplantı yaptı. Bu toplantının konusu son  günlerde ülke gündemini sarsan gelişmeler olacaktı kuşkusuz. Toplantıya katılan gazeteci kadrosu da açıkça gösteriyordu ki bu bir ‘rasyonalizasyon’ toplantısıydı. Yani Başbakan anlatacak, yandaş gazeteciler onu asla yormayacak sorular soracaklar ve toplantı çıkışında da herkes gazetelerine havalarda uçuşan yalanları realize edecek güzel cümlelerle süslü yazılar yazacaktı.

Başbakan, konuşmasında Fethullah Gülen’den gelen ve içinde ‘pazarlık’ kelimesi bulunduğunu ifade ettiği bir mektuptan bahsetmeseydi belki de bu söylediklerim aynen gerçekleşecekti.

Ancak Başbakan’ın bu mektuptan bahsetmesiyle beraber takkesi bir kez daha düştü. Zira toplantı çıkışında katılımcılar basın açıklamaları yaparken bu mektubun içeride nasıl bahis konusu yapıldığını da anlattılar.

Bunun üzerine Fethullah Gülen’in internet sitesinden Osman Şimşek imzasıyla derhal bir açıklama yapıldı. Açıklamada arabuluculuk yapan elçinin Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilişi ve Gülen’in yazdığı mektubun muhteviyatına dair detaylara yer verildi ve aslında bu mektubun Başbakan’a değil Cumhurbaşkanı’na hitaben yazıldığının da özellikle altı çizildi.

Gelelim Fehmi Koru‘ya. İlk açıklamalarda ünvanı ‘ziyarete gelen bir dost’ ve ‘Gülen’in değerlendirmelerini not eden misafir’ idi. Daha sonra anlaşıldı ki ‘esas oğlan’ Koru’nun ta kendisiydi ve ‘elçi’ kimliğinin açığa çıkması üzerine o da bir açıklama yaptı.

Koru, Başbakan Erdoğan’ın mektubu açıklamasına ve ‘pazarlık’ kelimesini kullanmasına çok şaşırdığını dile getirdi ancak bunun yanında ‘Gül’den, Erdoğan’dan ve Gülen’den birbirleriyle ilgili olumsuzluk duymadığım gibi, sürecin ‘düşmanca bir anlayış’ içinde sürdürüleceği izlenimi de almadım’ dedi.

Tabii bu da Koru’nun yapmaya çalıştığı toplum mühendisliğinin bir parçası olarak, tansiyonu düşürmeye yönelik dev gibi bir yalan…

NEDEN YALAN?

Fethullah Gülen’in mektubu hem kendi sitelerinde hem de alıntı yapan diğer sitelerde aynen duruyor. Lütfen okuyun. Aslında mektubunda zerre kadar geri adım atmadığı açıkça görülüyor. Her zaman yaptığı gibi Farsça ve Arapçadan dilimize geçmiş ağdalı kelimelerle bezeli cümleleri yumuşak bir üslûp ile birleştirmiş. Ben biraz sadeleştirdim. Mektubunda;

  • ‘Hizmet’, ‘Hareket’, ‘Cemaat’ veya ‘Câmia’ olarak adlandırılan oluşumlarını saf bir cami cemaati mantığı ile nitelendiriyor ve hedef alınmış olmalarından duyduğu mahzunluktan bahsediyor. (Bana göre; bu ifade ile cemaatin siyasal ve ekonomik gücünü perdeleyerek manevi tarafını öne çıkartma gayretini sergiliyor.)
  • Dershanelerin kapatılmamasının ve misyonlarını sürdürmelerinin gerektiğini bildirmiştik diyor. (Bana göre; dershaneler bizim için çok önemli, oradan geriye bir adım bile atmayacağız diyor.)
  • Hizmet gönüllüleri genel ve sosyal medya aracılığıyla elden geldiğince nezaket çerçevesinde kendilerini ifade etmekteyken ortaya atılan itham ve iftiralar neticesinde karşılıklı olarak nezaket ölçülerinin dışına taşan bir üslubun ortaya çıktığını ifade ediyor. (Bana göre; hükûmete karşı verdikleri sert tepkinin kendilerine karşı yapılan zulümden kaynaklandığını vurgulayarak aslında ortaya çıkan savaşın suçunu karşı tarafa atıyor.)
  • Kendisinin, devletin işleyişiyle ilgili emir verme, müdahale etme ya da memurları kontrol etme konumunda asla bulunmadığını söylüyor. Bunun yanında sohbetlerinde tansiyonu düşürmek için dost, muhip ve sevenlerine itidal tavsiye edeceğinden bahsediyor. (Bana göre; bu bahisle az önce kontrol etmediğini söylediği memurları aslında kontrol ettiğini ve edebileceğini imalı bir şekilde açıklamış oluyor.)
  • Özellikle bir kesim medya kuruluşlarında kara propaganda sayılabilecek yayınların sona ermesini arzuladığını; bu konuda elinden geleni yapacağını, Cumhurbaşkanından da ciddi ve etkili adımlar beklediğini ekliyor. (Bana göre; bu açıklamasıyla elinde bulundurduğu medya kuruluşları üzerindeki kontrol gücünü vurguluyor, müspet veya menfi yayın politikasını ben belirlerim diyerek tehdit ediyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın iradesine de ipotek koyuyor ve ima yoluyla onun aslında kendi tarafında olduğunu belirtiyor.)
  • Bazı memurlara ‘cemaatçi’ yaftasının yapıştırılarak engellenmelerini ve bir yerde kıyıma uğramalarını üzüntüyle izlediğini, bu kıyım karşısında kendisi ve sevenleri sussa bile maşeri vicdanın susmayacağını vurguluyor. (Bana göre; maşeri vicdan tabirini özellikle kullanarak açıkça dini istismar ediyor, bu yolla hükûmetin tabanını oluşturan mütedeyyin kesime de gel-gel yapıyor.)
  • Dünyanın dört bir tarafında faaliyet gösteren Hizmet hareketini engellemeye yönelik çabaların artık aşikar hale geldiğine ve hareket büyüdükçe engellemelerin arttığına değiniyor. (Bana göre; hükûmeti, Hizmet hareketini engellemekle resmen ve direkt olarak suçluyor.)
  • Ayrımcılık ve meşrepçilik gibi hatalı düşünce ve çirkin işlerin önü alınmazsa yarın Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri muhiblerinin, Süleyman Efendi’nin talebelerinin, İlim Yayma Cemiyeti’nin, Menzil mensuplarının ve diğer meşreplerin/mesleklerin de aynı muameleye maruz kalacaklarını iddia ediyor. (Bana göre; bu grupların ismlerini kasıtlı olarak kullanıp hasmını açık açık bunlarla tehdit ediyor.)
  • Kendisinin ve sevenlerinin dün nerede duruyorlarsa, şu yaklaşan seçim sürecinde de aynı yerde ve çizgide durduklarını ifade ediyor. (Bana göre; bu, tamamen siyaseten ve duruma bağlı olarak söylenmiş, aslında ters kolpa diye bile nitelendirilebilecek bir yalan.)
  • Sulh ve huzurdan başka bir arzusunun bulunmadığını, sevenlerine itidal tavsiye ettiğini, gözünde ahiretin tüllenip durduğu şu yaşından sonra da başka bir sevda, düşünce ve emelinin olamayacağını belirtiyor. (Bana göre; bunu da iç siyaset malzemesi olarak aslında kendi tabanına söylüyor ve muhtemelen o acayip beddua sahnesini cemaatinin gözlerinden silmeye çalışıyor.)

Özetle, Cemaat-Hükûmet savaşı bitmiyor, kolay kolay bitecek gibi de görünmüyor. Zekeriya Öz’e ait olduğu iddia edilen Dubai’deki tatil faturalarının ortaya çıkışı, Zekeriya Öz’ün buna itirazı ve hemen arkasından Ağaoğlu’nu onu yalanlayan basın açıklaması… Olaylar baş döndürücü bir süratle gelişiyor.

Önümüzdeki günlerin daha pek çok delil, belge ve skandala gebe olduğu muhakkak. Ben taraflara şunu hatırlatmak isterim.

Laboratuvarda yaratılmış sahte delillerle insanların hayatını kararttınız. Yargılanma süreci size geldiğinde bugün sahte delillerle tutsak etmiş olduğunuz insanları size karşı sahte delil yaratmakla suçlayamayacaksınız.

Zira aleyhinizdeki deliller de sizin malınız…

 
Tayfun Budak, 07 Ocak 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>