Bu Elbise Eskidi !

Yandaş medyanın Amiral Gemisi, iktidarın borazanı olan TRT’de bir hafta sonu-gündüz programı izledim. Programın sunucusu 3 Kasım 2002 seçimlerine kadar kimsenin tanımadığı silik kimlikli biri. Seçimle beraber arkasına aldığı rüzgârla birçok yandaş gazete ve kanalda köşe yazarlığı, programlar, üst düzey yöneticilik yaptı ve yapıyor. Medya dünyasına yaptığı katkılarla değil Padişahına olan bağlılığıyla yükseldiğini bilmeyen yok. Bu bağlılık onun şimdiden basın tarihine geçmesini sağladı. Tabii yandaş ve iktidar yağcıları için açılmış olan yaldızlı sayfalarda…

Programın konukları siyaset araştırmaları(!) yapan bir vakfın yöneticileri ve hayata iktidarın gözlüğüyle bakan Ahbap-Çavuş’lar. Acaba ne anlatıyorlar diye kulak kabarttım. Diyorlar ki “Türkiye’de Siyasal Sistem Kimlik Değiştiriyor”. Bu cümle birdenbire bir başlık olarak canlandı gözümün önünde…

“Türkiye’de Siyasal Sistem Kimlik Değiştiriyor” mu?

Siyasette kırılma noktaları olan anlar vardır. Toplumun sosyal ve ekonomik geleceğini ciddi bir şekilde etkileyebilen, değiştirebilen anlardır bunlar. Darbeleri ve muhtıraları hep bu kırılma noktaları içinde saymak gerekir. Ancak bu yazıda benim bir önem atfederek kastettiğim 27 Mart 1994 yerel seçimleri.

Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi bu seçimde büyük bir başarı kaydetti. 1989 yerel seçimlerinden sonra 5 yıl içerisinde oylarını tam 9 puan arttırarak %19’a çıkarttı. Bunun yanısıra ve belki daha da önemli olarak hiçbir seçim bölgesinde gerilemedi. Ankara, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, Kayseri ve Konya olmak üzere 6 büyükşehir, 22 il, 92 ilçe ve 207 beldede toplam 327 Belediye Başkanlığı kazandı. İstanbul’da koltuğa Recep Tayyip Erdoğan ve Ankara’da ise İ.Melih Gökçek oturdu. (Bu arada, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir önceki yerel seçimlerde, 1989’da, RP Beyoğlu Belediye Başkan adayı olduğunu ama seçimi SHP adayı Hüseyin Aslan karşısında ikinci olarak kaybettiğini de hatırlatmak istiyorum.)

27 Mart 1994, dinci kesimin güçlerini birleştirdiği, din merkezli dayanışma yoluyla başarıya ulaştığı çok önemli bir tarihtir. Cumhuriyet’in ilanından itibaren muhtelif vesilelerle devlet yönetme gücünü, hiç olmazsa kısmî bir gücü eline geçirmeye çalışan bu kesim nihayet bu yerel seçim sonucunda kendilerine atlama taşı olabilecek en önemli köşeleri kapmış ve tünelin ucunda da gelecekteki iktidarlarının ışığını görmüştür. Nitekim o ışığa ulaşmaları çok zaman almamış ve Hocasının yanında iyi yetişen talebe, dersine çok çalışarak, dışarıdan aldığı destekle Hocasını bile atlatmış, 2002 genel seçimleriyle iktidar koltuğuna oturmayı başarabilmiştir. Son iki genel seçim sonuçlarına bakıldığında 90 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca hiçbir iktidar Meclis’e böyle bir koltuk kalabalığı ile girmemiştir.

Bugün itibarıyla dinci kesimin ilk yerel seçim başarısının üzerinden 20 yıla yakın, hükûmet olarak iktidarı almalarının üzerindense 11 yıl gibi uzun bir süre geçmiş bulunuyor. Bu süre içerisinde dünyada ve Türkiye’de onlarca, yüzlerce önemli dönemeçlerden geçildi ve binlerce önemli olay yaşandı.

Dinci iktidar, Makyavelist bir yaklaşımla, demokrasinin bütün nimetlerinden O’nu zayıflatıp çökertmek için, en azından dinci/dindar seçmenlerine karşı bu mesajı verebilmek için yararlandı. Yasa, yönetmelik ve kanun namına ne varsa, önünü sonunu hesaplamadan değiştirdi ve çıkarlarına uygun hale getirdi. İktidarın basiretsizliği yüzünden Türkiye’mizde çok taş oynadı yerinden; eğitim, sağlık, adalet, emniyet, ticaret ve nihayet asker altüst oldu.

90 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca, dillerine doladıkları tek parti dönemi dahil, hiçbir iktidar bu kadar pervasız, bölücü ve ayrıştırıcı siyaset yapmadı, toplumun hassasiyetleriyle bu denli oynamadı.

Peki, iktidarın bu koltuk sayısına, yasa, yönetmelik, kanun yapabilme ve değiştirebilme erkine bakarak, bugüne kadar yaptıklarını ve yapmak istediklerini gözönünde bulundurarak “Türkiye’de Siyasal Sistem Kimlik Değiştirdi” denilebilir mi?

Hayır! Bütün bunlara rağmen denilemez. Artık bu işin o kadar da kolay olmadığı anlaşıldı. Özellikle “Gezi Parkı Olayları” Türk Toplumunun reflekslerini bir şamar gibi iktidara da muhalefete de ayrı ayrı patlattı. Olayların başlangıcında ve daha sonraki aşamalarında ortaya çıkan gelişmeler hem Türkiye’yi, hem de Dünyayı uzun uzun düşündürdü.

“Komşularımızla Sıfır Sorun” ve “Cihanşümûl Türkiye” iddialarıyla iktidara gelen AKP hükûmetinin adeta fal bakar gibi yürüttüğü uluslararası politikaları da tutmadı ve hezimete uğradı. Etrafımızda barışık olduğumuz komşumuz kalmadı.

“Benim başörtülü bacım!” nidalarıyla seçim meydanlarında gırtlaklarını yırtarak oy topladılar, bu kadar sene sonra hâlâ “başörtüsü, başörtüsü” diye yırtınmaya devam ediyorlar. Sahip olduğu bütün olanaklara rağmen mevcut iktidarın nasıl bir acz içinde olduğu başörtüsü üstünden bile açıkça görülebiliyor.

Dinci iktidarın yandaşlarını dindarlar, dinciler ve menfaatçiler olarak kabaca sınıflamak mümkün. Bu sınıflamada dindarların yüzdesinin diğerlerinden çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Bu sınıflamayla gerçek dindarların çok yakında yeni bir arayışa girerek bu suç ortaklığına devam etmek istemeyecekleri çok açık. Zira yastığa kafalarını koyup iç dünyalarına döndüklerinde bunların büyük bir çoğunluğu iktidarın icraatlarından ötürü çok fazla rahatsızlık duymaktalar.

Bütün bunların sonunda ortaya çıkan gerçek şudur:

Meclisteki o kadar koltuk sayısına, valilerine, kaymakamlarına, belediye başkanlarına, kağıt üzerindeki gücüne ve bu gücü kullanmadaki pervasızlığına rağmen iktidarın yaptıkları “Türkiye’de Siyasal Sistemin Kimlik Değiştirmesi” sonucunu doğur(a)mamıştır ve doğur(a)mayacaktır. Halk uyanmış, oyunu sezmiştir. Bu noktadan hareketle hükûmetin elinde bu kadar güç varken bile başaramadığı bir “devşirme” eyleminin artık korkutucu olmadığını söylemek mümkündür. Korkutucu olmasa da yaralayıcı olmuştur. Ancak bu yaranın iyileşmesi zor değildir.

Önemli olan iktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi kadronun bu olaylardan doğru sonuçlar çıkarabilmesidir. Kimsenin veya hiçbir grubun diğerini yoksayması doğru değildir. Hakir gören, kayırıcı yaklaşım hangi cenahtan gelirse gelsin tekrarı halinde “Gezi” benzeri isyanlarla karşılaşılacaktır. Bu isyanların yeri bazen bir park, bazen bir spor sahası olacak, ama hep olacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin Devlet modelini değiştirmeye kalkmak da, önce kalkışanı yakacaktır.

Sözün özü; Türkiye’de siyasal sistem aslında kimlik değiştirmemiş sadece elbise değiştirmiştir. Çok yakında yeniden aynayla barışacak ve kendisine yakışmayan bu elbiseyi çıkararak çağdaş ve modern giysilerini giyecektir.

Tayfun Budak, 24 Eylül 2013

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>