Aman Fethullah Gülen Ölmesin !

Bir insanın ölümü veya hastalığı üzerine yazı yazmak çok hoş birşey değil. Ancak başlığa bakarak bunun böyle bir yazı olduğunu düşünmeyin ve lütfen sonuna kadar okuyun.

Başbakan Erdoğan ile Fethullah Gülen, ya da AKP ile Gülen Hareketi arasındaki ilişki gerçekten çok enteresan.

20 Mayıs 2013 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayımlanan, “Gülen ile Erdoğan: Nasıl bir ilişki bu?” başlıklı köşe yazısında Ahmet Hakan durumu aynen şu kelimelerle yorumluyor:

  • “Gönül koyma” ile “Gönül alma” arasında gidip gelen, sevgi ile nefret arasında salınan, izleyenleri şaşırttıkça şaşırtan bir ilişki…
  • “İmalı göndermeler/huzursuzluk işaretleri/geçici barış” sarmalına teslim olmuş bir ilişki…

Cemaat, AKP iktidarının seçim başarılarının önemli bir payını kendilerine borçlu olduğunu düşünüyor ve Başbakan’ın mağrur hallerinden hoşlanmıyor. Bu konular hakkındaki düşüncelerini de muhtelif köşe yazarları aracılığı ile zaman zaman dile getiriyor.

12 Eylül 2011 tarihinde Zaman Gazetesinde yayımlanan, ” Ustalık dönemiyle ilgili üç endişe” başlıklı köşe yazısında yazar Ali Ünal bu husustaki endişelerini dile getiriyor. Başarıların, en mütevazı ve maneviyatı en yüksek insanlarda bile kırılmalara yol açacağını belirterek bu nedenle “gurur” yerine “şükür” gerektirdiğine dair Kur’an’ dan alıntı yapıyor. Siyaset ve propaganda gereği başarılardan sözetmek makûl görülebilse de bunları içten sahiplenmemek ve artık ustalık gibi iddialarda bulunmamak, gerçekten usta olmanın başlangıcı ve temelidir diyor.

Yine bir hadisten alıntı yaparak “Allah, bir idareciyi severse ona hatalarını hatırlatacak bir vezir nasip eder” diyor. Bu hadis hakkında Fethullah Gülen’in bir değerlendirmesine de yer veriyor. Dolayısıyla Sayın Başbakan’dan beklentimiz, kendisini övenlere, takdir edenlere değil, ülke ve millet sevgisiyle kendisinin de hayrını düşünerek doğruyu, gerçeği işaret edenlere, gerektiğinde gerekli tenkidi yapanlara kulak vermesi, dünya ve şahısları adına hiçbir beklentileri olmayan kanaat önderlerine aklını da kalbini de açması, daima gerçek rey ve basiret sahipleri ile istişare etmesi, çevresinden de övgü ve takdir değil daima doğruyu dile getirmelerini beklemesidir, diyor.

Ve yazar Ali Ünal nihayet “ustalık dönemi” tanımlamasına işaret ettikten sonra, böyle iddialı bir dönemde insanın karşısına beklemediği engeller çıkacak olursa bocalayabileceği ikazında bulunarak yazısını tamamlıyor.

AKP’nin tabanı oldukça geniş. Bu tabanı, Erbakan’dan devraldıkları miras, ANAP ve DYP mensupları, aslında AKP’nin sosyal-dünya görüşü ile yakın-uzak ilişkisi olmayan ve cami-cemaat bilmeyen ama ekonomik başarı ve kazanımlarını onlarla veya onların aracılığıyla gerçekleştirdikleri ticaretleriyle geliştirmiş kişiliksiz işadamları, bazı cemaatler ve tarikatlar, orta sınıfın sıradan müslümanları oluşturuyor. Bununla beraber zor karşısında dağılması kolay ve çabuk ufalanabilecek bir karışım bu…

Cemaatin tabanını ise daha ziyade “sıradan müslüman”lar oluşturuyor. Bu tabanı oluşturanların siyasetle pek de öyle haşır-neşir olmadıklarını, karar anlarında mürşitlerinin ağzına baktıklarını söyleyebiliriz. Bu taban, zor karşısında da kolay kolay mürşidini terkedecek gibi görünmüyor. Yani ufalanması zor…

Başbakan’ın olaylar karşısındaki hırçın ve agresif tavrı artık onun karakteristiği oldu. Ancak aynı olaylar karşısında Cemaat ve Fethullah Gülen’den daima daha yumuşak ve barış içeren sözler duyuluyor.

Fethullah Gülen’in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 13 Ağustos 2013’de Hizmet Hareketine yönelik iddialara cevap olmak üzere 11 maddeden oluşan bir bildiri yayımladı.

Bu bildiride Gezi Parkı eylemlerinin arkasında Hizmet Hareketinin olmadığının altı çizildi. Gezi Eylemcilerinin Hizmet’e yakın Savcı ve Hakimler tarafından kayırıldığı ve salıverildikleri iddiası reddedildi. Hizmet’le bağlantılı polisler tarafından eylemci çadırlarının yakıldığı ve sert müdahale ile eylemlerin büyümesine neden olunduğu iddiası mantık dışı bulundu. Cemaatin Mısır’daki darbeye karşı çıkmadığı savı reddedilerek her türlü darbeye karşı oldukları belirtildi. Alternatif iktidara giden yol Pennsylvania’dan geçer, iktidara alternatif arayanlar gidip Gülen’le görüşüyor iddiası, Fethullah Gülen’i tecrit etmek isteyen saygısız bir çaba olarak yorumlandı. Hizmet, bürokrasi üzerinden vesayet kurmak ve iktidara ortak olmak istiyor savı abesle iştigal olarak değerlendirildi. Hizmet, Kürt sorununun çözümü sürecine karşıdır iddiası reddedilerek, Hizmet Gönüllüleri marifeti ile Irak Kürdistan’ında 20 yıldır açılmış olan okullarda zaten Kürtçe Eğitim verildiği ve Türkiye’nin ilk yasal özel Kürtçe televizyonunun da kendi müteşebbisleri tarafından açıldığı, dolayısıyla bu konudaki hassasiyetin çözüm sürecinin çok daha öncesinden kendileri tarafından başlatılmış olduğu vurgulandı. Hizmet Hareketi 7 Şubat 2012’de Başbakan’ı tutuklayacaktı şeklindeki, MİT müsteşarı Hakan Fidan, bir önceki  müsteşar Emre Taner, önceki müsteşar yardımcısı Afet Güneş ve iki MİT görevlisinin özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya tarafından ifadeye çağırılmalarını kasteden iddia açıkça saçma bir iftira olarak değerlendirdi. Hizmet, seçimlerde bazı parti ve kişilerle ittifak yapacak iddiası kesin bir dille reddedildi. Başbakan’ın odasına böceği Hizmet’e yakın çevreler koydu iddiası reddedilerek, böyle bir  iddiaya karşılık hâlâ gereğinin yapılmamış ve yargı yoluyla aydınlatılmamış olması düşündürücüdür denildi. Fethullah Gülen neden Türkiye’ye dönmüyor, ABD’de olduğu için ABD etkisindedir şeklindeki iddia ise açık bir hakaret ve iftira olarak değerlendirildi.

Görülen o ki sorulan bu sorular, iddia makamı konumuna AKP’yi oturtan sorulardır. Sorular da cevaplar da gayet açık bir şekilde Cemaat ile AKP arasındaki huzursuzluğu kanıtlamaktadır.

Başbakan’ın mağrur tavrı Cemaat tarafından hoş görülmemektedir. AKP’nin seçim başarılarındaki payının görmezden gelinmesi Cemaatte hoşnutsuzluk yaratmaktadır.

Hükûmetin, dersaneleri kapatma girişimi bizzat Fethullah Gülen tarafından “Kapanırsa kapansın, Hizmet duracak değil ya…” sitemi ile değerlendirilmiş olup gelir kapılarını daraltacak olan bu girişim Cemaatin yayın organlarında şiddetle eleştirilmektedir.

Başta da söylediğim gibi bu yazı hiç kimsenin ölümü ile ilgili değil. Tanrı’nın işine karışmak da haddimiz değil ama Fethullah Gülen hakkında dün manşetlere taşınan sağlık haberi birden kafamda bir şimşek çaktırdı. Onun kaybından sonra Cemaatin durumunu değerlendirdim kafamda ve tersini de düşündüm; Başbakan’ın kaybı ile Hükûmete ne olur diye?

Eskiden otomobillerde motor kaputu içerisinde rölanti ayarının yapılabilmesini sağlayan vidalar vardı. Bunları duruma göre sağa-sola çevirerek hava-gaz ayarını yapabiliyor ve optimum rölantiyi sağlayabiliyordunuz. Ben Fethullah Gülen’i şu durumda Recep Tayyip Erdoğan’ın hava-gaz ayarını yapan vidalara benzetiyorum. Tanrı’nın işine karışılmaz ama saydığım nedenlerle ben diyorum ki “Aman Fethullah Gülen ölmesin”.

Tayfun Budak, 21 Ekim 2013

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>